Telif Bildirimi ve Kitap Kaldırma İstekleri İçin
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri

Kategori: Tarih Yazar: Paul Coze Yayınevi: Runik Kitap

Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri

Tanıtım Bülteni
Galyalıların yenilgilerini biliyoruz çünkü bunlar, Roma’nın büyümesine katkıda bulunmuştu. Ancak Amerika kıtasındaki yerlilerin hikâyesini anlatmak, pek az kişinin aklına gelmiştir çünkü bu hikâye, uygarlığın utanç kaynağı olmaktan başka bir şey değildir. Yine de “Kızılderililer”i, hepimiz duymuşuzdur. Onlar, nesiller boyunca çocuklar için en sevilen kahramanlardı. Birçoğumuz, eğer dürüst olursak, çocukluğumuzda Oturan Boğa, Geronimo, Kızıl Bulut ya da Şahin Gözü isimlerini Sezar’dan daha fazla kullandığımızı itiraf edecektir.     Çizgi romalar ve filmler sayesinde bu isimler bize tanıdık geliyor. Peki, bunlardaki gerçeklik payı nedir? Kızılderililer olarak adlandırılan Amerikan yerlilerinin tarihleri ve günlük yaşamları hakkında ne biliyoruz? Kahramanca savaşmalarına rağmen, Kızılderili kabilelerinin soyundan son gelenlerin de yok olma tehlikesi altında yaşadıkları zamanda yazılan bu kitap, resmi belgelere ve tanıklara dayanarak, yerlilerin gerçek hikâyesini sunuyor. Académie Française tarafından da taçlandırılmış, yayımlandığı ilk günden beri büyük bir beğeniyle okunan bu klasikle Siyulardan Apaçilere, Kızılderililerin eşsiz tarihlerine ve geleneklerine tanıklık edeceksiniz. Saç kesim şekillerinden barınma tiplerine, kullandıkları pipolardan özel iletişim modellerine Kızılderililer hakkında gerçek sosyolojik ve antropolojik verilerin bulunduğu elinizdeki kitapla birlikte tarihin bu talihsiz halklarını daha yakından tanıyacaksınız.   
Satıcı Kitap Adı Bağlantı
Trendyol Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Kitapyurdu Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
D&R Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Idefix Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
BKM Kitap Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Hepsiburada Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Nadir Kitap Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
N11 Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Amazon Türkiye Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri Satın Al
Kitap Adı Format Boyut Bağlantı
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri PDF 6.23 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri EPUB 6.96 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri MOBI 5.49 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri ODF 5.86 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri DJVU 7.32 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri RAR 4.76 MB İndir
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri ZIP 4.39 MB İndir

ALTERNATİF İNDİRME LİNKLERİ

Kitap Adı Format Boyut Bağlantı
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri PDF 6.23 MB İndir

Benzer Kitaplar




Kitap Yorumları - (5 Yorum)


Normalde kurgu dışındaki eserleri okurken belli bir tıkanma payını göze alarak başlarım. Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri ise 300 sayfa boyunca akıcı bir şekilde ilerlediğinden hem şaşırdım hem de sevindim. Gerek araştırmacı yazarları, gerekse çevirmen ve yayınevi bu konuda titiz çalışmış belli ki. Emeklerine sağlık.

Kızılderililer hakkında genel hatlarıyla okuruna bilgi sunan bu kitapta her şeyden azar azar var. Kökenleri, kabileler, nerelerde nasıl yaşadıkları, üretim ve tüketimleri, savaşçılar, manevi ritüeller, sanat gibi birçok konuyu içeriyor. Kızılderililerin kültür, gelenek ve yaşam tarzları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için derli toplu bir kitap. Daha önce Kızılderililerle alakalı okumalar yapmamış biri olarak benim için besleyici bir başlangıç kitabı olduğunu söylemeliyim. Okurken aynı zamanda Avrupa’dan gelen işgalcilere, koloni dönemlerine, A.B.D.’nin kurulma sürecine de tarihteki savaşlarla ve işgallerle tanıklık ediyoruz. Ayrıca kitap Kızılderililerin günümüzdeki durumlarına da çok kısa da olsa değinmekte.

Kitabın sonlarına doğru yer alan ek kısımdaki çizimler de epey bilgilendirici, okura müze geziyormuş hissi veriyor. Runik Kitap’ın bu bilgilendirici serisini seviyorum. Meraklısına öneririm.


Kitap hakkında naçizane yorumlarımı yazmaya başlamadan önce; yalnızca konuya meraklı bir okurun satırlarını okuyacağınızı, dolayısıyla çeşitli hatalar barındırabileceğini hatırlatmam gerek. Kitaba geçmeden önce yazarlar hakkında bazı bilgiler vermek, kitabı okurken fayda sağlayabilir kanaatindeyim. Şimdiden iyi okumalar!

Rene Thevenin, 1877’de doğmuş ve 1967’de hayata veda etmiş; daha çok romanları ve popüler bilim yazıları ile tanınan bir isim olmasına karşın aynı zamanda bir ressam ve senaristtir. Şu halde yazarımızın çok yönlü bir isim olduğunu söylemek herhalde yerinde olacaktır. Çalışmalarının odak noktası uzun bir süre boyunca “doğa tarihi” ve “popüler bilim” olmuşsa da, bir süre sonra Amerikan yerlilerine olan merakı elimizdeki kitabın (ve birçok makalenin) yazılmasına giden yolda kilit bir rol oynamıştır.

Paul Coze ise, 1903’de doğmuş ve 1977’de hayata gözlerini yummuş; ressam, illüstratör, etnolog ve bir yazardır. Zaman içerisinde Rene Thevenin ile yolları kesişmiş ve ikilinin ortak çalışması olan “Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri” adlı kitap ortaya çıkmıştır.

Asıl meselemiz olan kitap hakkındaki fikirlerimize gelecek olursak; kitap kabaca iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm; “Gelenekler” başlığı ile sunulurken, toplam beş adet alt başlık bulunmaktadır. Bu bölümde yazarlarımız Kızılderililerin “maddi, manevi ve kültürel” yaşamına dair belli başlı konularda bilgi verirken aynı zamanda, “Kızılderili” kavramı üzerinde durarak bu kullanımın “yanlışlığına” ve hatta “absürtlüğüne” de değinmektedirler. Bilindiği üzere kıtaya ilk ulaşan isimler, karşılaştıkları insanlara (Hindistan’a ulaşma gayesinden olacak) “Indian” demiş bu epistemolojik hata günümüze kadar süre gelmiştir.

İkinci bölüm ise; “Tarih” başlığı ile sunulurken, burada da toplamda beş adet alt başlık bulunmaktadır. Genel olarak bu bölümün içeriği; arkeoloji, etnoloji, edebiyat vb. birçok bilim ve disiplinin iş birliği ile yazılmış diyebiliriz. Yazarlarımızın kitabın en başında söylemiş olduğu; “Her mutsuz halkın tarihi kayıt altına alınmamıştır” ifadesi burada çarpıcı bir şekilde kendini göstermektedir. Ne yazık ki, bildiğimiz anlamda, yazıyı kullanmamış olan Amerika’nın gerçek sahipleri (en azından birçoğu) arkalarında söylenceler ve maddi kalıntılar dışında fazlaca bir şey bırakmadan haksızca yok edilmişlerdir. Dolayısıyla bu bölümde az önce bahsettiğim disiplinlerin yardımı ile 16. yüzyılın öncesinden ancak ufak kesitler bulabiliyorken, Avrupalıların gelmesiyle, yani Kristof Kolomb ile birlikte, yazılı kayıtlara erişebiliyoruz. Şu haliyle bu anlatı, doğası gereği, bir miktar eksik ve karanlık bir yapı arz etmektedir. Ancak yazarlarımız bu karanlığın bertaraf edilmesi yolunda önemli sorgulamalar yapmış ve mantıklı bazı açıklamalar üretebilmiştir.

Toparlayacak olursam; bu kitabın dilimize kazandırılmış olması son derece önemli bir iştir. Genellikle medya aracılığıyla bildiğimiz ya da duyduğumuz bu insanlar hakkında Türkçede okunabilecek en temel eser olduğunu söyleyebilirim. -Sanıyorum fazla seçeneğimiz de yok, bu konu hakkında son derece kısıtlı bir tercih yelpazesine sahibiz.- Elbette tarihçilikte objektiflik ve nesnellik bir ideal olarak karşımızda dursa da, yazarlarımız eserin bazı kısımlarında (bilhassa ikinci bölümde) Fransızların sonuçta bir “işgal” olan girişimlerini yumuşatma gayesinde oldukları görülüyor. İddia edildiği üzere İngilizlere ya da İspanyollara nazaran daha kansız ve şiddetsiz bir şekilde gerçekleştirilmiş olan “işgallerin” neticeyi pek de değiştirmediği aşikârdır. Ayrıca kitabın 1928’den bu yana yayınladığını görüyoruz. Dolayısıyla akademik anlamda yapılan son değerlendirmelerin kitap ile çatışması son derece mümkündür. Okurken bunları göz önünde bulundurmak gerekir. Kitabın çevirisi son derece keyifli ve akıcıydı, çevirmen Aysen Altınel’e teşekkür ederim. Kitabın fiziki özelliklerine gelecek olursam, kapak tasarımının “popüler” olduğunu ve cildin standart – iyi olduğunu söyleyebilirim. Runik Kitap’a son zamanlarda ortaya koyduğu performans için de ayrıca teşekkür etmem gerekir.


Pizarro ve Cortés ölümü getirdiler, birkaç kâşif Florida’ya ulaştı, yerliler ne yapacaklarını biliyorlardı artık, çoğunu öldürdüler. Bazı kâşifler yerlilerin söylendiği gibi barbar olmadığına şahit oldu, böylece “uygarlar” ve “barbarlar” arasındaki savaşı barbarların başlatmadığı ortaya çıktı. 1538’den sonra seferler arttı, beyaz adamlar yerlilerle daha derin ilişkiler kurmaya başladılar, kabileler arasındaki savaşlarda taraf olup kardeşi kardeşe kırdırmaya başladılar bir süre sonra. İspanyolların tüfekleri dehşet saçtı, Natchezler bu sihirli, korkunç silah karşısında hiçbir şey yapamadılar, teslim olmaktan başka çareleri kalmadı. 1500’lerin ortalarından itibaren sahneye Fransızlar girdi, İspanyolların karşısında oldukça zorlandılar ama bir kısmı Florida kıyılarına ulaşabildi, karadaki savaşı Fransızlar kazandı ve kısa süre önceki yenilgilerinin intikamını almış oldular, Fransızların asıldığı ağaçlarda İspanyolların bedeni sallanmaya başladı bu kez. Keşiflerin hikâyeleri Batılıların kendi aralarındaki savaşlarla dolu başlarda, yardım isteyen tarafların yanında savaşlara katılan yerliler topraklarına nasıl bir lanetin çökeceğini bilmiyorlardı. Savaş kapitalizmi ülkeler arasındaki çatışmaları hızlandırdı, ardından meydan bir süreliğine Fransızlara kaldı. İngilizler kısa süre sonra ortaya çıkınca iki ülkenin barış anlaşmalarından bağımsız olarak devam eden savaşlar yeni kıtanın sınırlarını çizmeye başladı. Pocahontas’ı bu noktada anmak lazım, John Smith’in hayatını kurtardıktan sonra Avrupa’daki saraylara uzanan serüveni pek ilginç. Smith bir keşif gezisi sırasında esir düşüyor, Şef Powhatan’ın karşısına çıkarılıyor. Şef adamı öldürmek istemese de diğer şefler ve kabile büyücüleri adamın öldürülmesi için baskı yapıyorlar. İnfaz gerçekleşecekken Pocahontas baltayla Smith arasına girerek adamın hayatını kurtarıyor, sonrası şenlikler, dostluk. Bir süre sonra İngiltere’ye dönen Smith yıllar sonra Pocahontas’la Avrupa’da karşılaşıyor, hoş bir hikâye. 1613’te John Rolfe adlı bir subay Pocahontas’la evlenmek istediğini söylüyor, kız teklifi kabul ediyor, Hristiyan olduğunda o bölgede vaftiz edilen ilk yerli kızı o. Rebecca adını aldıktan sonra eşiyle birlikte İngiltere’ye gidiyor ve yüksek tabakanın ilgisiyle karşılaştığı bir etkinlikte Smith çıkıyor karşısına, hasret gideriyorlar, Smith bütün hikâyeyi I. Jacques’ın eşine anlatınca kraliçeyle tanışıyor Pocahontas, dost oluyorlar. Memleketine dönecekken 1617’de ölüyor, yirmi iki yaşında. Geriye erkek çocuğu kalıyor, onun soyundan gelenler birçok kez Virginia’nın valisi olmuşlar. Yerlileri mahvetmişler midir diye düşünüyor insan, İngilizler yeni kolonilerine bir dünya caniyi, serseriyi gönderdikten sonra eski koloniciler kuzeye kaçmışlar, yerlilerin yoğun olduğu bölgelerde bu suçlular hüküm sürmeye başlamış. 1622’de sabırları tükenen şefler kolonilere saldırarak yüzlerce İngiliz’i öldürdükten sonra ertesi yıl misilleme gerçekleşmiş, korkunç katliamların ardı arkası kesilmemiş sonra. Döngü bu, barışçıl amaçlarla yaklaşan Batılıların kötü muameleye maruz kalmadıklarını görüyoruz, yerliler dostluk gösteriyorlar, bunun yanında sömürüye odaklılar yüzünden sayısız savaş çıkıyor, kan davasına dönüyor bu savaşlar. Batılıların verdikleri sözleri tutmamaları bir süre sonra güven ortamının tamamen kaybolmasına neden oluyor, insancıl yöneticilerin yerleri değiştirilince yerlerine gelenler anlaşmaları sürdürmüyorlar, yerlilerin topraklarını ele geçirip sayısız bizonu öldürüyorlar. Verimli topraklar elden gidince savaşmaktan başka çare kalmıyor, yerliler sürekli gömüp çıkardıkları baltaları kuşanıp mavi gömleklilerin üzerine atılıyorlar. Zafer kazandıkları oluyor ama sürekli bir üstünlük kuramıyorlar ne yazık ki, ateş suyunun yerliler üzerindeki etkisini Beyaz Diş’te acı bir şekilde görmüştük. Yerliler içki içince sapıtıyorlar, birbirleriyle savaşıyorlar, çılgınlığa kapılıp aralarındaki ittifakları bozuyorlar. “Bizim getirdiğimiz savaş, hastalık, alkol ve başka kusurlarımız yüzünden onların çöküşleri başlamış oldu.” (s. 131) Başta Fransızlarla çatışıyorlarsa da bir süre sonra Fransızların kılıcı ve yerlilerin “tomahawk” adlı baltası birlikte gömülüyor, taraflar uzunca bir süre savaşmadan birlikte yaşıyorlar, 1700’lerden itibaren çatışmalar yine artıyor, İngilizler de ortaya çıkınca işler iyice karışıyor. Yerlilerin çoğu Fransızlardan yana, omuz omuza savaşıyorlar ama İngilizlerin yayılmasına engel olamıyorlar, bunda İngilizlerin yerlileri ikna edip Fransızlara destek yollamalarını önlemesinin etkisi büyük. ABD kurulduktan sonra işler iyice kötüleşiyor, yerliler hayvan olarak görüldükleri için durmadan saldırıya uğruyorlar. 19. yüzyılda yeni tüfekler kullanan, kurşun işlemeyen metal plakalarla savaşmaya başlayan askerler karşısında yerlilerin şansı kalmıyor pek. Şefler durumu teker teker kabullenip kendilerine gösterilen alanlarda yaşamaya başlıyorlarsa da geçmişin cenneti andıran toprakları çok uzakta artık, o topraklardan demiryolları geçiyor, bizonların özgürce dolandığı alanlara sayısız bina dikiliyor, yerlilerin yeni yaşam biçimine uyanları ata topraklarını terk ederek Batılıların arasına karışıyorlar, geri kalanları numunelik. Savaş sahneleri, Geronimo ve Oturan Boğa gibi şeflerin kahramanlık hikâyeleri detaylıca ele alınmış. Yerliler yazılı kültürle çok geç tanıştıkları için keşiflerden öncesine dair pek az bilgi var, bu kitaptaki tarihleri geçtiğimiz yüzyılın başına, tehlike yaratamayacak kadar azaldıkları zamanlara kadar geliyor. Tanıklıklar ve Batılıların belgeleri yanlı olsa da yazarlar Geronimo’nun söylemlerine de yer vermişler, sempatiyle yaklaşıyorlar yerlilere, hoş. Amerika’ya nasıl geldikleri konusunda antropolojinin sunduğu bilgiler malum, Bering Boğazı üzerinden göç ediyorlar, aynı şekilde atlar da ters yönde göç ediyor, Asya yerlileri verip atları almış sanki. İki kıtadaki at binme ustalığı benzer, bazı kabileler Moğolları andıran vücut özelliklerine sahip. Aztekler de ilkel Komançilerle aynı kökenden geliyormuş ama nasıl koptukları hakkında bir bilgi yok yine. Çok ilginç bir şey daha, Batılı öncülerden biri iletişim kurduğu şefe bir törenin ne zaman yapılacağını sorduğunda şef bir kuştan bahsediyor, söğüt dalını Yüce Sandal’a getiren kuştan. Tufan öyküsünü anlatacak misyonerler henüz gelmemişler oraya, yerlilerin kendi inançlarında var. Güvercin geliyor, tufanın sona erdiğini bir söğüt dalıyla bildiriyor. Koca geminin inşası, fırtınalı yolculuk, isimler hariç hemen her şey aynı, bu sebeple Kızılderililerin Kayıp On Kabile’den biri olduğuna dair teoriler üretilmiş. 

Kültürleri çok zengin. Hemen hemen bütün gereksinimlerini bizonlardan elde ediyorlar, bu yüzden üst üste yığılan bizon leşlerini gördükleri zaman üzüntüden kahroluyorlar. Batılılar sağ olsun. Çadırlarını, giysilerini, yaylarını bizon derilerinden imal ediyorlar, üretim aşamaları etraflıca anlatılmış. Postlarını uzunca dikiyorlar ki savaşçının ardında bıraktığı izler silinsin ve toz kalksın, düşmanın kafası karışsın. Erginlik ayinleri oldukça vahşi, günlerce aç ve susuz kalıyorlar, vücutlarına sapladıkları sivri nesnelerin verdiği acıyı duymayana dek ayakta kalmaları lazım. Kahramanlık ve onur en önemli şey belki, isim verme adetleri çok tanıdık, kahramanlık sonucu aldıkları ismi büyük ihtimalle ölene kadar taşıyorlar. Korkaklara takılan tahkir edici isimler cesaret timsali davranışlar gösterilmediği sürece değişmiyor, bu yüzden kabilenin esenliği ve kendi onurları adına küçük yaştan itibaren sorumluluklarla yetiştiriliyorlar. Silahlarına bakıyorum, yaylarını öyle güçlü yapıyorlar ki oklar omuz bölgesine gelmediği müddetçe bizonu delip geçiyor. Tomahawk en meşhur silah tabii, bu baltalar barış çubuğu olarak da kullanılabildiği için sembolik bir öneme de sahip. Topuz ve bıçak diğer silahlar, bıçaklarla kafa derilerini kesiyorlar, deriyi kaldıracak kadar zamanları yoksa saçları kesmekle yetindikleri de oluyor. İşaret dilleri av sırasında sessiz kalmalarını sağlıyor, en önemli silahları sessizlik olabilir. Toprağı “dinleyerek” av hayvanlarının uzaklığını kestirebiliyorlarmış. Birbirleriyle savaşan kabilelerin yanında barış içinde yaşayanları da var, Apaçiler ilk gruba dahil. Beyazlar geldiği zaman birlik olabilmişlerse de her şey için çok geçmiş artık, örgütlenemedikleri için parça parça yok edilmişler. 

Çadırlarının yerleşimi, savaş taktikleri, saçlarının örgüleri, şarkıları, ayinleri, onlara dair hemen her şey. Kızılderililer. Ugh!


Kızılderili tarihi araştırmalarına orta asya dan başlanmalıdır.Spesifik bir çalışma olsa da subjektif temalar baskındır


Kızılderililere ait gayet bilgilendirici bir çalışma.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*